GECE ve GÜNDÜZ
İki Alâmet:
Karanlığı ile gecenin, aydınlığı ile gündüzün birbirini takip etmesi, dünyanın yaratıldığı andan bugüne kadar sürüp gelmektedir ve kıyamete kadar da bu düzen devam edecektir. Allah-u Teâlâ Ayet-i kerime'lerinde şöyle buyurmaktadır:
"Yemin ederim şafak vaktine!" (İnşikâk: 16)
Şafak, akşam güneş battıktan sonra ufukta görünen kırmızılığın adıdır.
"Yemin ederim geceye ve derleyip topladığı şeylere!" (İnşikâk: 17)
Gecede bütün mahlukat sükuna erer, her biri kendi yerine ve barınağına sığınıp girer.
"Güneşi ortaya çıkaran gündüze andolsun!" (Şems: 3)
Bu güneş ışığının tam bir yayılma ile diğer bir durumuna yemindir.
"Onu örten geceye andolsun!" (Şems: 4)
Bu da gecenin güneşi ve bütün ufukları sarıp kaplayarak ışığı tamamen örtmeye başladığı halindeki koyu karanlık zamana yemindir.
"Kararmaya yüz tuttuğu zaman geceye andolsun!" (Tekvir: 17)
Gecenin gelme vakti, kararmaya başladığı ilk saatlerdir. Gitme vakti de, yok olmaya yüz tuttuğu, sabaha yöneldiği son saatlerdir ki sabahın müjdesidir.
"Ağarmaya başladığında sabaha andolsun!" (Tekvir: 18)
Aydınlığı genişleyip her tarafa yayılan ve neticede apaçık gündüz hâline gelen sabaha yemindir.
Allah-u Teâlâ gecenin karanlığını gündüzün ışığıyla, gündüzün ışığını gecenin karanlığı ile giderir. Herbiri diğerini durmadan ve gecikmeden kovalar. Biri gider gitmez diğeri, o gittiğinde ise öbürü hemen gelir. Işığı karanlığa giydirip örttürdükten sonra, bir de çevirip karanlığı ışığa giydirir.
İlâhî İbretler
Rabbânî Hikmetler:
Bütün bunlar O'nun yarattıkları hakkında dilemiş olduğu hikmet ve takdire göre olmakta, son derece hassas ve mükemmel bir şekilde cereyan edip durmaktadır.
"Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın!" (Al-i imrân: 27)
Bir yandan gece kırpılıyor, gündüze ekleniyor; bir yandan da gündüz kesiliyor, geceye ekleniyor. Yavaş yavaş gecenin karanlığı gündüzün aydınlığında kayboluveriyor, gecenin karanlığı içerisinden şafağın aydınlığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Kış mevsiminin başlangıcında yavaş yavaş geceler uzuyor ve gündüzden kırpmaya başlıyor. Bir müddet sonra da yavaş yavaş gündüzler uzuyor, geceler kırpılmaya başlıyor ve yaz mevsimi geliyor.
"Allah gece ile gündüzü çevirir. Şüphesiz ki bunda basiret sahipleri için ibret vardır." (Nûr: 44)
Allah-u Teâlâ burada hususiyetle kalp gözleri açık olan basiret sahiplerini anmıştır. Zira ibretlerden faydalananlar ancak onlardır. Kalpleri zulmetler içinde olanlar, bu parlak delilleri görüp de tasdik etmek kabiliyetinden mahrum kalmışlardır.
"İbret almak ve şükretmek isteyenler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur." (Furkân: 62)
Sabah akşam, yaz ve kış, bu tabii hadise ile insanlar her gün karşılaşırlar. Gece kaybolur, aydınlık gelir; aydınlık gider karanlık basar. Gece gündüze girer ve kış boyunca geceler gündüzlerden uzun olur. Gündüzler geceye girer ve yaz boyunca gündüz geceden uzun olur.
"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akl-ı selim sahipleri için elbette deliller vardır." (Al-i imrân: 190)
Ki bu deliller bütün kâinatın O'na mahsus olduğuna ve O'nun kudretinin kemaline, büyüklük ve azametine delâlet ederler.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu Âyet-i kerime nâzil olduğu gece gözyaşları sakal-ı şeriflerini ıslatacak derecede ağlamışlar ve:
"Bunu okuyup da bu hususta düşünmeyenlere yazıklar olsun!" buyurmuşlardır. (Buhârî-Müslim)
Allah-u Teâlâ bir çok Ayet-i kerime'lerinde tefekkürü emir buyurmuş ve tefekkür edenleri övmüştür. Ezcümle buyurur ki:
"Onlar ayakta iken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler (ve şöyle duâ ederler):
Ey Rabb'imiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi ateş azabından koru.
Ey Rabb'imiz! Sen kimi ateşe koyarsan, onu rezil etmiş rüsvây etmiş olursun. Zâlimlerin hiç yardımcıları yoktur.
Ey Rabb'imiz! Doğrusu biz: r16;Rabb'inize inanın!' diye imana çağıran bir davetçiyi işittik, hemen iman ettik.
Ey Rabb'imiz! Günahlarımızı bize bağışla! Kötülüklerimizi ört! Canımızı iyilerle beraber al.
Ey Rabb'imiz! Bize peygamberlerin vasıtasıyla vâdettiklerini ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil etme, rüsvây etme! Şüphesiz ki sen vâdinden caymazsın." (Al-i imrân: 191-194)
Allah-u Teâlâ'nın emir buyurduğu bu tefekkür, O'nun yarattıkları üzerinde yapılması gereken tefekkürdür, Zât-ı Ecell-ü âlâ'sı hakkında tefekkür câiz değildir.
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyururlar:
"Allah'ın yarattıkları hakkında tefekkür ediniz, zâtı hakkında tefekkür etmeyiniz." (Câmiu's-sağîr)
İnsan her yerde Allah-u Teâlâ'nın eserlerini görecek. Bu tefekkürler sayesinde iman tekâmül etmiş olur.
GÖLGE
Cisimlerin gün boyunca güneş ışıklarına karşı aldığı şekillere gölge denilmektedir. Dünyanın güneş etrafındaki hareketine uygun olarak gölge de hareket eder, biçimi ona göre değişir. Ayet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:
"Allah yarattığı şeylerden sizin için gölgeler yaptı." (Nahl: 81)
Gölge, ışık ile karanlık arasında hoş bir durumdur.
Gölgelerin uzanıp kısalmasını gözlemek, insan ruhuna sükunet verir. Her şeyde Allah-u Teâlâ'nın yüce kudretine işaret eden deliller olduğu gibi, gölgede de büyük hikmetler ve ibretler vardır. Ayet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:
"Rabb'ini görmedin mi, gölgeyi nasıl uzattı?" (Furkân: 45)
Allah-u Teâlâ'nın hitabına muhatap olan Enbiyâ-i izam hazeratı gibi, has kulların da içten nazarları olduğu Âyet-i kerime'de işaret edilmektedir. Allah-u Teâlâ diğer bir Ayet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:
"İçinizde... Görmüyor musunuz?" (Zâriyât: 21)
Demek ki gören var. İçinde O olduğunu bilen bunları görür, O'nunla görür. O'nunla gören insan kendisinin bir maske olduğunu, bir resimden bir paçavradan ibaret olduğunu hem bilir hem de görür. Bu mevzu onlara mahsustur, avama mahsus değildir. Hülâsa olarak arzetmek gerekirse;
Nefs-i emmâre'de bulunan kişinin imanı suretâdır. Mutmainne'ye varan nefis ise kemâle ermiştir. Hakk'ı görür kendini görmez.
YILDIZLAR
Yıldız ve Gezegen:
Kendinden ışık neşreden ve aslında birer güneş olan ecrâma yıldız denildiği gibi; böyle olmayıp da herhangi bir yıldızdan yani güneşten ışık alıp ona tâbi olan kütlelere de "gezegen" adı verilir.
Allah-u Teâlâ Ayet-i kerime'sinde, hareket halinde iken yıldızların mesken edindiği yüksek menzilleri bulunan göğe, şeref ve değerlerini ortaya koymak için yemin etmektedir.
"Andolsun burçlar sahibi gökyüzüne!" (Bürûc: 1)
Bu burçlar, gezegen yıldızların menzil ve meskenleridir.
Kur'an-ı kerim'de herbiri birer güneş olan yıldızlardan sözedilmiş ve hatta bunların bir gün sönüp kararacakları bildirilmiştir.
Yine Kur'an-ı kerim'de on dört yerde yıldız mânâsına gelen "Necm" kelimesi; beş yerde ise "Kevkeb" kelimesi geçmektedir. İki yerde kandiller mânâsına gelen "Mesâbîh" kelimesi kullanılmış, ayrıca dört yerde de "Şihab"lardan söz edilmiştir. Ayet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:
"Hayır! Yıldızların yerleri üzerine andolsun ki!" (Vâkıa: 75)
Kur'an-ı kerim'in verdiği bu bilgi, yıldızların yerlerinin büyüklüğünü göstermektedir.
Milyonlarca yıldız ve gezegen arasında çıplak gözle görülebilenler olduğu gibi, teleskoplarla da görülemeyenler vardır. Hatta görmek şöyle dursun, gerekli âletlerin farkına varması mümkün olmayanları dahi bulunmaktadır.
Halbuki ışığın saniyedeki hızı üç yüz bin kilometredir ve ışık dünyanın çevresini bir saniye zarfında 7.5 defa dönebilecek bir hıza sahiptir.
"Hayır! (Gündüz) kaybolan yıldızlara andolsun! (Gece) ortaya çıkıp gözükenlere!" (Tekvir: 15-16)
Ötekinden alabildiğine uzak bir yerde duran her bir yıldız bir hikmet ve takdir ile yerine konulmuştur. Herhangi bir yıldızın ötekine yaklaşması veya birinin diğerine çarpması ihtimali yoktur.
"Yıldızlar da O'nun buyruğuna boyun eğmiştir. Elbette bunların her birinde aklını kullananlar için dersler vardır." (Nahl: 12)
Dünya güneş sisteminin bir parçasıdır. Güneş sistemi ise içinde bulunduğu galaksinin bir parçasıdır. Galaksi ise bu uçsuz bucaksız kâinatın bir parçasıdır.
Allah-u Teâlâ azametli kudretine dikkatleri çekerek Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:
"Üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, biz onu nasıl bina ettik ve nasıl süsledik?" (Kâf: 6)
Başlarının üzerindeki nice yıldızlar deveran edip durmaktadırlar.
"Onun hiçbir çatlağı da yoktur!" (Kâf: 6)
Dünyadan yüzbinlerce defa daha büyük gezegenler bu kâinat içinde yüzer dururlar. Güneşten binlerce defa daha parlak yıldızlar onun içinde parlarlar. İçinde bulunduğumuz bu güneş sistemi, bütünü ile bu kâinatın sadece bir galaksisinin bir köşesine sıkışmıştır.Sadece bu bir galakside bizim güneşimiz gibi yüzbinlerce sabit yıldız vardır. Şu ana kadar da bu şekilde bir milyon kadar galaksinin varlığı tesbit edilmiştir. Bu yüzbinlerce galaksiden bize komşu olan en yakın galaksi, ışık senesine göre bir milyar senede ışığı yeryüzüne ulaşan bir mesafede bulunmaktadır. Bu da insanoğlunun şu ana kadar bilgisinin ulaşabildiği kâinat, gerçek kâinat karşısında denizde bir damla kadar bile değildir. İnsanlar Allah-u Teâlâ'nın kudret ve azametini ölçmekten ne kadar âcizdirler.
RÜZGARLAR
Estikçe Esenler, Savurdukça Savuranlar:
Rüzgâr, hareket halinde bulunan hava demektir. Havayı harekete geçiren sebep ise atmosferdeki basıncın azalması veya yükselmesidir. Sıcak bölgeler "Alçak basınç", soğuk bölgeler "Yüksek basınç" sahalarını doğurur. Dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi, çevresini saran atmosferin de aynı şekilde hareket etmesi, rüzgârların da dünyanın hareketi esnasında dönüp dolaşmasına sebep olmaktadır.
Bu ise şüphesiz ki kör bir tesadüf değil, her şeyi en ince teferruatı ile bilen Allah-u Teâlâ'nın takdiridir. Ayet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:
"Estikçe esenlere andolsun ki!" (Mürselât: 2)
Öyle rüzgârlar ki her tarafa süratle dağılıp gider, ağaçları kökünden söker.
"Savurdukça savuranlara andolsun ki!" (Zâriyât: 1)
Rüzgârların gönderilmesi Allah-u Teâlâ'nın kudretine bir delil olduğu gibi, insanlar için de büyük bir nimettir. Ayet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:
"Rüzgârları (yağmurun yağacağına, aşılamanın yapılacağına) müjdeciler olarak göndermesi O'nun delillerindendir." (Rûm: 46)
Yağmurun yağdırılması, buna bağlı olarak mahsullerdeki verimlilik ve rüzgârın esmesi ile birlikte gelen huzur, Allah-u Teâlâ'nın rahmetinin eserlerinden başka bir şey değildir.
"Allah odur ki rüzgârları gönderip bulutları yürütür, onları dilediği gibi gökte yayar ve parça parça eder." (Rûm: 48)
Dilediği taraflara dağıtır, uzun veya kısa bir müddet havada tutar. Kimi zaman gökyüzünü kapatacak şekilde yayılırken, kimi zaman da dağınık parçalar halinde olurlar.
"Sonra da bulutların arasından yağmurun çıktığını görürsün." (Rûm: 48)
Yeryüzüne şeffaf damlalar halinde dökülmeye başlar.
"Kullarından dilediğine yağmuru verdiğinde, onlar hemen sevinirler." (Rûm: 48)
Yağmura ihtiyaçları sebebiyle, yağmur yağdığından dolayı yüzlerinde sevinç parıldar.
"Oysa onlar, daha önceden üzerlerine yağmur indirilmesinden iyice ümitlerini kesmişlerdi." (Rûm: 49)
Artık yağmurların yağmayacağına, mahsullerin yetişmeyeceğine, kendilerinin ihtiyaç ve zaruret içinde kalacaklarına kanaat getirmiş bulunuyorlardı.
Artık yağmurdan bütünüyle ümitlerini kestikleri bir anda birden yağmur yağmaya başlamış, arazileri kuruduktan sonra yeşermiş, en güzel bitkilerden bitirmeye başlamıştır.
Bu sebepledir ki Allah-u Teâlâ Ayet-i kerime'sinde şöyle buyurur:
"Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor?
Şüphesiz ki O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O her şeye kâdirdir." (Rûm: 50)
Hazana uğrayıp ölü hale geldikten sonra Allah-u Teâlâ yeryüzünü nasıl bitki bitirir hale getiriyor, çeşitli meyvelerle nasıl canlandırıyor?
Kurumuş, ruhsuz ceset gibi olan toprağa hayat vermeye, otlarla ve çiçeklerle süslemeye kâdir olan Allah-u Teâlâ'nın, öldükten sonra da insanları diriltmeye kâdir olduğu apaçık bir gerçektir. Hiçbir şey O'nu âciz bırakamaz.
Aşılama:
Rüzgârlar taşıyıcı ve dağıtıcı oldukları için, faydalarından birisi de ağaçları ve bitkileri aşılamasıdır. Allah-u Teâlâ Ayet-i kerime'sinde:
"Rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik." buyuruyor. (Hicr: 22)
Bitkilerin üreme organları çiçeklerdir. Bazı bitkilerde aynı kök üzerinde çiçeklerin bazısı dişi bazısı da erkektir. Bazı bitkilerde ise erkek ve dişi çiçekler ayrı kökler üzerindedir. Aşılanması için erkek ve dişi hücrelerin birleşmesi, çiçek tozunun dişi organın tepeciğine konması gerekir. İşte bu aşılama işi rüzgâr ve böcekler vasıtası ile gerçekleşir.
Bunun meydana gelmesi için de rüzgârın belirli bir miktar ile uygun ve yumuşak bir şekilde esmesi gerekir. Yoksa aşılama yerine bozma olur. Bütün rüzgârlar ilâhî bir tasarruf olduğu gibi, bunların aşılama yapacak derecede esmeleri de ilâhî bir lütuftur.
Bitkilerde rüzgârın yapabileceği bir aşılama yakın zamanlara kadar bilinmiyordu. Bu Âyet-i kerime'nin açıklandığı gerçek bin küsur sene sonra anlaşılmış, bu Âyet-i kerime'nin de bir mucize olduğu meydana çıkmıştır.
Su olmasaydı bu aşılar hükümsüz olurdu. Onun içindir ki rüzgârlara bulutları aşılatarak:
"Gökten de su indirdik, onunla sizi suladık." (Hicr: 22)
Tesadüfe kalsaydı ne rüzgâr eser, ne aşılama olur, ne de yağmur yağardı.
"Yoksa o suyu siz depolayamazdınız." (Hicr: 22)
O suyu indiren, kuyularda, pınarlarda, göllerde muhafaza eden de O'dur.
Rüzgâr ve Yağmur:
Yağmurun bulutlardan gelebilmesi için bulutların su buharı ile yüklenmesi ve rüzgârlar tarafından taşınması gerekir.
"Allah gökten su indirir de dereler kendi miktarınca dolup taşar." (Ra'd: 17)
Hayatın kaynağı olan su bir çok değişikliklere uğrasa da, sonunda yine buharlaşır, kendisine karışan yabancı maddelerden arınır ve bulutları meydana getirir, sonra tekrar yeryüzüne inerek devr-i daim yapar. Öyle bir nizam ve intizam ki hiç şaşmaz ve her yönden ilâhî kudretin azametini ve sınırsızlığını sergiler.
"Size gökten su indiren O'dur. O sudan içersiniz. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla biter." (Nahl: 10)
Suyun içinde bulunan bazı maddeler, bitkilerin gıda almalarını sağlarlar. Bitkiler bu suyu kökleri vasıtasıyla yerin dibinden alırlar.
"Gökten su indirdik ve orada her güzel çiftten bitirdik." (Lokman: 10)
Bunlar ne kadar güzel, lâtif birer manzara teşkil ediyorlar! Beşeriyet bunlardan ne kadar istifade ediyorlar!
İbret ve Deliller:
İnsanları korkuya ve ümide düşüren şimşekler, gökten yağdırılan yağmurlar ile yeryüzünün yeniden hayat bulması, Allah-u Teâlâ'nın birliğine ve gücüne delâlet etmektedirler. Ayet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:
"O'nun delillerinden biri de, size hem korku hem de ümit vermek için şimşeği göstermesi, gökten su indirip onunla ölümünden sonra yeryüzüne hayat vermesidir." (Rûm: 24)
Yıldırımlardan korkmanız ve yağmuru beklemeniz için size şimşeği göstermesi; yeryüzü ekinsiz ve bitkisiz bir halde iken gökten yağmur yağdırıp yeryüzünde bitkiler bitirmesi de vahdaniyetine ve ulûhiyetine delâlet eden delillerdendir.
"Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir topluluk için ibretler vardır." (Rûm: 24)
Gök gürültüsü ve şimşek, yağmurun geleceğini ve mahsulün iyi olacağını müjdeler, fakat bunun yanında bir yerlere yıldırım düşeceği veya şiddetli bir yağmur yağarak âfet olacağı hususunda da korku uyandırır.