feryalim

3 yıl önce
anasayfa
twitter

Eski Türk Filmleri gibi Fenerbahçe Aşkı

Eski Türk Filmleri gibi Fenerbahçe Aşkı

 Her ne kadar Fenerbahçe aşkı, taraftarlığı ve bunların olumlaması gibi görünüyorsa da, her takımın taraftarının can-ı gönülden yaşadığı hislerin bir yansıması ‘Aşk Tutulması’. Film, sıradan insanların sıradan aşk hikayelerini de mizahi bir bakış açısıyla eski Türk filmleri sıcaklığında. Son iki filminde sadece yönetmen olarak değil, yapımcı olarak da kamera arkasındaki koltuğuna oturan Murat Şeker’le günümüzdeki ilişkileri, Fenerbahçe taraftarlığını, yaşamı ve sinemayı konuştuk.

Sinemayla olan ilişkiniz eskiye dayanıyor…

Lise yıllarımdan beri sinemaya meraklıydım ve kararımı vermiştim. Bizim kuşak TRT 1’le büyüyen kuşak. Bir gün TRT’de Tarkovski’nin ‘Stalker’ filmini izledim, ‘bu bir sinema filmi işte’ dedim ve daha bilinçli hareket etmeye başladım. İktisat bölümünü 3. sınıfta bıraktım. Ama iktisat bölümü zaten bütün Türk gençlerinin 1. sınıfını okuması gereken bir bölüm. İktisatçı olmayı istemedim ama hocalar iyiydi; Toktamış Ateş, Ufuk Uras, Mehmet Altan’la çalıştım. Ama orada da sadece sevdiğim hocaların derslerine girip sinema kulübüne takılıyordum. Mimar Sinan Üniversitesi Sinema Bölümü’nü de 13 yılda bitirdim. Hocalarla aram her zaman iyi olmasına rağmen sisteme karşı asi bir öğrenciydim.

Kendi filmlerinizden önce birlikte çalıştığınız yönetmenler oldu mu?

Sinemayı yaşam biçimi olarak kabul edersen sinemacı olabiliyorsun. 90’ların başında sinemayla uğraşmaya başladığımda, yılda ortalama 5 film çekiliyordu. ‘Gideyim de yanında çalışayım’ dediğim bir tek Ömer Kavur’du. Ama peşinden koştuğum 2 yıl boyunca o hiç film yapmadı. Dolayısıyla sinemayı kimseden öğrenemedim. Piyasada çalıştığımda da prodüksiyon amiri oldum.

Siz Türkiye’de ‘genç girişimci sinemacılar’ olarak anılıyorsunuz. Bunun sizin için ağırlığı var mı?

Zengin değilim ama şimdi hem prodüktör hem senarist hem de yönetmen olarak kendi işimi yapabiliyorum. Timur Savcı’yla birlikte ‘Aşk Tutulması’nı yaptık. O da benimle yaşıt ve sıfırdan gelme. Filmler aslında yapımcılarındır. ‘Yönetmenin sineması’ olarak adlandırmak, gazetecilerin işlerini kolaylaştırmak için uydurduğu bir deyimdir. Yönetmen sineması olarak adlandırılan filmler bile, yapımcılığını da yönetmenlerin yaptığı filmlerde söz konusudur. Nuri Bilge, Zeki Demirkubuz, Ezel Akay, Semih Kaplanoğlu aynı zamanda yapımcıdırlar. Bundan sonra film yapmaya kalkışacaklar için, ümit veren bir örnek de oluyoruz. ‘İki Süper Film Birden’in de prodüktörü bizdik.

DEVLET, HAYALLERİME PARA VERECEĞİNE OKUL YAPSIN

Maliyeti nasıl karşılıyorsunuz?

Bir şekilde para bulunuyor. Televizyona ön satışını yapıyorsun, riskler alıp, çekler kesiyorsun, oluyor. Biz Kültür Bakanlığı’ndan destek istemedik. Devletin birilerinin hayallerine para vermek gibi bir lüksü olduğuna inanmıyorum. Devlet benim hayallerime para vereceğine, okul yapsın, hastane yapsın, yolsuzlukları engellesin. Herkes bir biçimde yolunu bulur diye düşünüyorum.

Filmde beraber çalıştığınız isimler arasında dünya sineması için de önemli Türkler var…

Evet. Filmin fragmanını, kurduğumuz dostça bağlantıların da yardımıyla Los Angeles’ta bir fragman ofisinde çalışan Göktuğ Sarıöz yaptı. ‘Kill Bill’den ‘Briget Jones’un Günlüğü’ne kadar birçok filmin fragmanını yapan biriyle çalışma fırsatını yakaladık. Afişi de ‘Shrek’ ve ‘Bee Movie’ gibi çizgi film ağırlıklı filmlerin afişlerini yapan tasarımcılarımızdan Ali Doğramacı yaptı. Eski yapımcılar, başrol oyuncusuna sağlam para verip, diğer şeylere harcama yapmamaya çalışır. Oysa galaydı, afişti, jenerikti, fragmandı bunların hepsi önemli şeyler.

Biraz da yeni filmden konuşalım. Film taraftar filmi ama aynı zamanda da ilişki… Siz ilişkileri nasıl görüyorsunuz?

Artık bizde de ‘Sex and the City’ kadar keskin olmasa da kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan ‘yeni kadın tipi’, ‘onlara ayak uydurmaya çalışan erkekler’ ve ‘ilişki biçimleri’ var. Bizim jenerasyonun en büyük problemi eş bulma, evlenme ve üreme. Filmde de bunları didaktik ve ağlak biçimlerde değil, esprili bir biçimde ele alıyoruz. ‘Aşk Tutulması’, ilişkilere ‘neden olamadığı’nı kurcalayan bir noktadan yaklaşıyor. İnsanın hayatında bir kalp acısı oldu mu hayata başka türlü bakıyor. Herkesin hayatında da mutlaka bir gönül yarası var.

Filmdeki ilişki biçimi nasıl?

Fahriye Evcen’in (Pınar) oynadığı karakter, biri tarafından yarıda bırakılmış, kendini işe vermiş, aşka küsmüş bir kadın. Tolgahan Sayışman’ın canlandırdığı Uğur ise gayet düz bir karakter. Derdi, annesine, kız kardeşine bakmak. Bir tesadüf eseri bu iki karakter karşılaşıyorlar. Filmin alt temalarından biri ‘tesadüfler aslında kader midir?’. Bir yandan Uğur’un başka bir aşkı daha var: Takımına duyduğu aşk. Tam arasında kalmasa da, sosyal hayatın gerçekleri konusunda da en çok zaman çakışmaları var.

YA FENERBAHÇE YA BEN!

Dolayısıyla kız arkadaşıyla yeterince ilgilenemiyor…

Kadınların kıskançlıkları oluyor. İlişki için önemli bir anla, futbol maçının çakışması gibi ‘aksilikler’ filmin içine serpiştirilmiş durumda. Filmin bir yerinde flashback oluyor lise yıllarına. Sevgilisi Uğur’dan ‘Her hafta maç maç yeter artık! Ya Fenerbahçe ya ben!’ diyerek şikayet ediyor. ‘İyi de güzelim neden kendine hiç şans tanımıyorsun’ diye cevaplıyor Uğur da. Matematiksel olarak birisiyle tanışıp, onunla sevgili olma süreci Fenerbahçeli olma sürecinden daha fazla olamaz. 2 yıldır tanıyıp seviyorumdur sevgilimi ama Fenerbahçe’yi bir ömür...

O zaman film aşk filmi olmanın yanı sıra ciddi Fenerbahçe filmi diyebilir miyiz?

Film, propaganda içermese de Fenerbahçe ve Fenerbahçe taraftarı olmak üzerine kurulu. Bu sevgiyi olumlayan, yücelten bir yerden hareket ediyor. Bir aşk ilişkisi üzerinden karşılıksız sevebilen bir adamın da hikayesi. Filmi eski Türk filmlerinden yola çıkarak yaptık ve eski müzikleri kullandık. Toplumumuzun en büyük problemini çıkarsız ilişki kuramama hali. İkili ilişkilerde de aynı durum var en basitinden bu ‘yalnız yatmamak’ bile olabiliyor. Durum, ilişkileri ve hayatı kemiriyor. Bireysel rahatsızlıklarımı bir biçimde filmde aktarmaya çalıştım. Türk filmlerinin en büyük özelliği samimiyetidir. Bizim Uğur karakteri benzerini her yerde bulabileceğiniz bir karakter; ilaç mümessili, eli yüzü düzgün olmak zorunda olan bir adam. Ama hep kirli sakalı da var çünkü Manchester’la Fener’in o meşhur maçında kirli sakalı varmış ondan beridir hiç kesmemiş sakalını. O sakalı bir tek sahnede kesiyor...

Koyu Fenerbahçeli taraftar anekdotları var mı?

‘Cılkını çıkarmayalım’ diye filmi olağanüstü taraftar hikayelerine boğmadık ama bunun yerine bazı totemler var tabii. Uğur tipinin genel totemi, içinde Fenerbahçe’nin yenileceğine dair bir his oldu mu maça değil, maç saatinde sinemaya gitmesi ve maç boyunca sinemanın içinde durması. Klasiklerinden bir tanesi annesine dualar ettirmesi. İ Hiç negatif bir his var mı?

Tam kızı isteme sahnesinde, Galatasaray maçı var ve Uğur’un da içinde kötü hisler… Maç saatinde gidip kızı istiyor; ‘maçı da kızı da alacağız’ diye. Ama bazen bazı şeyler istenildiği gibi olmuyor. Benim amcamın oğlu Beşiktaşlı. İzmir’den kız alacak babam gidip isteyecek. İstemeye gittikleri gün de Fenerbahçe-Galatasaray maçının olduğu gün. Babam 15 gün diretti ‘o gün kız mı istenir’ diye. Radyodan ayarlamış ve maç bitmeden konuya girememiş. Akşam 6’dan 9’a kadar babamın konuya girmesi beklenmiş. Allah’tan o gün 4-0 yendi de Fenerbahçe yırttı.
Alıntı