Could, Would, Should, Might

Could, Would, Should, Might
İngilizcede Yardımcı Fiiller

İngilizce'de "Could, Would, Should, Might "yardımcı fiilleri, "Can, Will, Shall ve Must" yardımcı fiillerinin "past"(geçmiş) halidir.

"Could" yardımcı fiilinin kullanımı:I can do. Yapabilirim.
I could do. Yapabilirdim. (Yapabildim.)

You could do. Yapabilirdin. (Yapabildin.)
He could do. Yapabilirdi. (Yapabildi.)
We could do. Yapabilirdik. (Yapabildik.)
You could do. Yapabilirdiniz. (Yapabildiniz.)
They could do. Yapabilirdiler. (Yapabildiler.)
He could speak English very well.
O, çok iyi İngilizce konuşabilirdi.
We could get back there by five o’clock.
Saat beşe kadar oraya dönebilirdik.

Soru şekli yapılırken “could” öznenin başına getirilir.
Could l do? Yapabilir miydim? (Yapabildim mi?)
Could you do? Yapabilir miydin? (Yapabildin mi?)
Could he do? Yapabilir miydi? (Yapabildi mi)
Could we do? Yapabilir miydik? (Yapabildik mi?)
Could you do? Yapabilir miydiniz? (Yapabildiniz mi?)
Could they do? Yapabilir miydiler? (Yapabildiler mi?)

Could you open the door please?
Lütfen kapıyı açabilir miydiniz? (Lütfen kapıyı açabilir misiniz?)

Parantez içindeki kısımlarda görüldüğü gibi, “Could” yardımcı fiili ile yapılan cümleler Türkçe’ye çevrilirken, şimdiki zaman gibi düşünülerek çevrilir.

İngilizce’de bu çeşit cümleler bir kalıptır, genellikle birisinden birşey istenirken kullanılır ve nezaket ifade ederler.
Could l leave this bag here?
Bu çantayı burada bırakabilir miydim? (Bu çantayı burada bırakabilir miyim?)



Olumsuz (Negative) yapılırken de “Could”dan sonra “not” getirilir.
I could not do. Yapamazdım. (Yapamadım.)
You could not do. Yapamazdın. (Yapamadın.)
He could not do. Yapamazdı. (Yapamadı.)
She could not do. Yapamazdı. (Yapamadı.)
It could not do. Yapamazdı. (Yapamadı.)
We could not do. Yapamazdık. (Yapamadık.)
You could not do. Yapamazdınız. (Yapamadınız.)
They could not do. Yapamazdılar. (Yapamadılar.)

I couldn’t dance very well.
Ben iyi dans edemezdim.
“I couldn’t”, “I could not”ın kısaltılmış şeklidir.
Ayşe couldn’t go to school for five days.
Ayşe beş gün okula gidemedi.
Olumsuz soru şekli ise şöyle olur,

Couldn’t he get another job?
O, başka bir iş bulamadı mı?

Couldn’t you come a little earlier?
Biraz daha erken gelemez miydiniz.

WOULD - SHOULD “Will” yardımcı fiilinin geçmiş şekli “would”dur.
“Shall” yardımcı fiilinin geçmiş şekli ise “should”dur.
I will go. Ben gideceğim.
I would go. Ben gidecektim. (gitseydim, giderdim.)
You would go. Sen gidecektin. (gitseydin giderdin.)

Soru şekli yapılırken “would” öznenin başına getirilir.
Would l go? Ben gidecek miydim? (gitse miydim, gider miydim?)
Would you go? Sen gidecek miydin? (gitse miydin, gider miydin?)

Olumsuz şekli yapılırken de “would”dan sonra “not” eki getirilir.
I would not go. Ben gitmeyecektim. (gitmeseydim, gitmezdim)
You would not go. Sen gitmeyecektin. (gitmeseydin, gitmezdin)
“I wouldn’t”, “I would not”ın kısaltılmış şeklidir.
Birinci şahıslarda genellikle “will” yerine “shall” ve onun geçmiş şekli olan “should” kullanılır. Fakat “will” ve “would”da kullanılabilir.

He would be here at five o’clock.
O, saat beşte burada olacaktı.
Would she wait for me on the corner?
O, beni köşede mi bekleyecekti?

I would see him the next day.
Ertesi gün onu görecektim.
Ayşe wouldn’t leave me.
Ayşe beni terk etmeyecekti. (etmeseydi)
Cümlenin anlamına göre her iki anlamdan birini verir.

Soru sorarken şimdiki zamanda da “will” yerine genellikle “would” kullanılır ve böylece daha kibar bir ifade olur.
Would you please give him this letter?
Lütfen bu mektubu ona verir miydiniz?

Would you mind carrying the suitcase?
Bavulu taşımak zahmetine katlanır mıydınız?
(Aynı kibarlık ifadesine Türkçede de rastlıyoruz.)
Would you like a cup of coffee?
Bir fincan kahve ister misiniz?
(Anlamına geliyor. Eğer kelime kelime aynen çevirecek olursak “Bir fincan kahveden hoşlanır mıydınız?” diye çevirmemiz gerekirdi.)
Would you like? Cümlesi kalıplaşmıştır ve birisine birşey ikram etmek için kullanılır.
Düz cümlelerde de kibarlık ifade etmek üzere “want” yerine “would like” kullanılır.
I would like to see Mr. Smith.
Bay Smith’i görmek istiyordum. (istiyorum)
You shouldn’t tell lies.
Yalan söylemeyecektiniz. (söylememeliydiniz)
You should pay your debts.
Borçlarınızı ödeyecektiniz. (ödemeliydiniz)
MIGHT

“May” yardımcı fiilinin geçmiş zamanı “might”dır. I may go. Ben gidebilirim.
I might go. Ben gidebilirdim.
You might go. Sen gidebilirdin.
Soru şekli yapılırken “might” öznenin başına getirilir.
Might l go? Gidebilir miydim?
Might you go? Gidebilir miydin?
Olumsuz şekli yapılırken “might”tan sonra “not” eki getirilir.

I might not go. Gidemezdim.
You might not go. Gidemezdin.
“May” yardımcı fiilinin iki anlamı vardır.
1- İzin anlamı
2- Olasılık anlamı

Might l use your phone?
Telefonunuzu kullanabilir miyim? (Telefonunuzu kullanabilir miyim?) izin anlamını taşıyor.
He might be late that night.
O, o gece geç kalabilirdi. Olasılık anlamı taşıyor.
Ayrıca dilek ifade etmek için de “might” kullanılır.
You might tell me the truth.
Bana doğruyu söyleyebilirdiniz. (Bana doğruyu söyleyiniz.)


...............................................

should - ought to

SHOULD

1- An escapable obligation or a duty: Zorunluluklarda

- You should do your homework in time.

- Ev ödevini zamanında yapmalısın.

2- Strong possibility, a logical deduction for present or future: olması muhtemel olaylarda


- She has attended an English course. She should be good at English now.

- İngilizce kursuna devam etti. şimdi İngilizcesinin iyi olması gerekir.

3- An action that will be of advantage to the doer: yaparsan senin için iyi olur

- She should take some notes during the lesson.

- Derste bazı notlar almalısın/not alman iyi olur.

4- In questions with ‘ I ’ and ‘ We ’ asking for agreement or advice: ricalarda


- It is very hot. Should I open the windows?

- Hava çok sıcak.pencereleri açayım mı?

5- Expresses an unfulfilled expectation or obligation with  yapmalıydı fakat yapmadı ,past tense

should have + past participle:

- He should have come to the meeting. (But he didn’t)

- Toplantıya gelmesi gerekirdi/gelmeliydi. ( Fakat gelmedi )

- You shouldn’t have believed him. (But you believed)

- Ona inanmamalıydın. (Fakat inandın)

6- Description: Should + see-hear-taste: hoşuna gidecek yapmalısın

- You should see his eyes. They are your favorite color.

- Onun gözlerine bakmalısın. Senin en sevdiğin göz rengi.

- You should see their wedding rings. They are beautiful.

- Onların nikâh yüzüklerine bakmalısın. Çok güzeller.

 


 

OUGHT TO

1- Obligation, duty, and advice (Mecburiyet, yükümlülük ve nasihat):


- You ought to eat less if you want to keep fit.

- Formunu korumak istiyorsan daha az yemelisin.

- You oughtn’t to eat so much if you want to keep fit.

- Formunu korumak istiyorsan fazla yememelisin.

- Your marks are poor, you ought to study harder.

- Notların zayıf, daha sıkı çalışmalısın/çalışsan iyi olur.


2- Probability or possibility (Olasılık):


- He got a good mark in the exam. He ought to be happy.

- Sınavda iyi not aldı.Mutlu olmalı/herhalde mutludur.

3- Expresses a duty which hasn’t been done or fulfilled expectation with ought to have + past participle  (Yapılması gereken fakat yapılmayan bir yükümlülük)



- Your marks are very poor. You ought to have studied harder.

- Notların çok zayıf, daha çok çalışmalıydın/daha çok çalışman gerekirdi (ama çalışmamışsın.)

- You oughtn’t to have neglected your lessons.

- Derslerini ihmal etmemeliydin.

 Örneklerde görüldüğü gibi “ought to have + past participle” geçmişle ilgili bir ödevin yapılmadığını; olumsuz şekliyle de yapılan hatayı belirtilir.

 



Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !