Fenerbahçeli Feryâl'in Not Defteri

19/12/2007 - Batı Cephesinde Değişen Bir Şey Yok

Kategori: Fenerbahçem


Batı Cephesinde Değişen Bir Şey Yok

16 Aralık Pazar günü saat 14.00 ile 20.00 arası televizyonun başından hiç kalkmadığı için gözleri kanlananlara atfen bir şeyler yazmak gerekiyor.
 
İstanbul Zeytinburn’unda ,tribünlerdeki perdeler kalkmadan oynanan her maç kocaman ayıp ama bugünlük genel af var.Maçın saati boşluğa bahane için “özenle” ayarlanmış !

Ankara Ulus’ta Sarı Kanaryalar statta kendilerine ayrılan yerleri yine “fahiş” fiyata rağmen doldurmuşlar.Gençlerbirliği yöneticisi maç öncesi kendi taraftarlarının gelmemesine sitem edip  “ne yapalım silah zoruyla mı getirelim” diye spikere soruyor.Silah ve para marifeti ile gelenler,kalıcı olmaz sayın yönetici.Siz hafta içi ölü bir saatte gelin Stadın altındaki Fenerium’ u gezin.Kalabalıkla sohbet edin.Misafirimiz olun bir maça kalın.Belki yıllardır çözemediğiniz “spor kulüplerinin var olma” sebebini anlarsınız !

Akşam Maslak’ta maça biz alınmıyoruz.İyi de oluyor.Zira “taraftar” başlığı altında oradakilerle buluşmak istemezdik.Lafım Galatasaray’a değil,hanımlara karşı küfür etmeyi,tükürmeyi “iş yapmak,taraf olmak” sananlara !

Zeytinburnu İtfaiye Görevlileri Mrsiç,Solomon ,Mirsad ,İbo,Oğuz aralarındaki nöbet çizelgesine göre her maç çıkan yangını sırayla söndürüyorlar.Artık alıştık.Ömer Aşık “yurtdışına para ödeyip almaya ne gerek var,aynısını biz burada daha da iyi yaparız” diyen KOBİ lerden örnek almış.Maç bitmeden kanal ayarımızı 41’den 77 yapıyoruz.

Herhalde Alex’e faul yapanın kart görmesi için elinde kesici ve delici bir alet olup faul sonrası darp etmesi gerekiyor.Penaltılar için kıstas şöyle,elle oynayan oyuncu topu tutup beyzboldaki gibi bir tam tur atmalı.Alex’in nice defans oyuncusundan,nice itiraz şampiyonundan fazla kart görmesini açıklamak içinse sahneye alkışlarla MHK başkanını çağırmalı ! Yıllarca “Fenerbahçe’yi kollar görünmeyin,yanarsınız” diye beyinleri yıkanan hakemler açıkça korkuyorlar ! Ligin dürüst hakemlerinden sayılan Yunus Yıldırım dahi bir maçta 3 penaltı (semih’in golü öncesi Lugano’nun indirilişi de dahil) ve 2 kırmızı kartı atlamasını Selçuk Dereli bile yapamazdı.Hadi yapamazdı demeyelim ama zor yapardı !

Aynı hafta içinde geriye düşülen iki maçı kazanmanın değerini biz iyi biliyoruz,rakipler de biliyor.

Maslak’daki maça 2 de 2 yaparak ve kanal ayarımızı 76 yaparak çıkıyoruz.  Nice evde kavga çıkıyor.Televizyon kumandasını eline bantlayıp 4 saattir bırakmamış olanlar şimdi de “Kızım olursa adını Pondexter koyacağım” diye yeminler ediyorlar ! Pondexter maç sonrası tribünlere “bu forma kutsaldır nasip olmaz herkese” demiş olabilir mi ?

Maç akşamının boğucu spor programlarında “Alex,Solomon,Pondexter bu üç yabancıyı çıkar Fener sıradan bir takım olur” diyen olmuş mudur ? Mesele çıkarmakta değil getirmekte !

Artık siz önünüze ,biz de önümüzdeki maçlara bakalım !
İyi Bayramlar.

Bozkurt K.Yılmaz
bky@antu.com



 
Küçüklükten beri en sevmediğim futbolcuların başında gelmekteydi Bülent Korkmaz. Rakibe yaptığı sakatlamaya yönelik kasıtlı sertlikler, sürekli iki elini hakemede doğru sallayarak ettiği beddualar, kendisine yapılan en ufak harekette hakeme dönerek yaptığı rakibin kart görmesini istediği işaretlerle yıllarca da unutulmayacaklar arasına girmişti. Sanırım tüm Fenerbahçe tribünleri de benimle aynı fikirdeydiler ki kardeşi Mert Korkmaz ile Galatasaray’da beraber oynadıkları yıllarda, her ikisini de ele kendi tribünlerine davet etmek için güzel bir beste yapmışlardı.

Şansına olması gereken doğru kulüpteydi. Çünkü mesela Fenerbahçe’de olsa sezonun yarısını kart cezalısı olarak geçirirdi ama Galatasaray’da böyle bir tehlike yoktu. Hadi o zamanlar futbolcuydu, sakatladığı futbolcular, beddua ettiği hakemler dışında zarar verdiği kimse yoktu. Ama şimdi çok tehlikeli bir işe soyundu, teknik direktörlük. Hangi takımın başıan geçerse geçsin hemen futbol prensibini takımına benimsetiyor, önce rakibi tekmele, sindir, ne yap et oynatma, sonra da atabilirsen bir gol at. Saha kenarından sürekli rakibe sert girilmesi konusunda futbolcularını uyarıyor. Bereket fazla seyircisi olmayan bir kulüpte de fazla kışkırtacağı bir seyirci potansiyeli bulunmuyor. Bülent Korkmaz ve İlhan Cavcav, birbirini tamamlayam muhteşem bir ikili. Zico ve Bülent Korkmaz. Futbolun birbirine tamamen aykırı, zıt iki yüzü. Biri pırıl pırıl parlıyor, diğeri zifir karanlık.

Bülent Korkmaz, Fatih Terim ve Carlos Bilardo. Aynı ekolün temsilcisi 3 isim. Simon Kuper, “Futbol asla sadece futbol değildir” klasiğinde Bilardismo’dan detaylı olarak bahseder.

Carlos Bilardo iyi bir ailenin çocuğu ve yetenekli bir doktorken, asaletten yoksun olmakla efsane haline gelen Estudiantes takımında forma giyer.

60’lı yıllarda Estudiantes forması giyen Ramon Veron maç öncesi nasıl çalıştıklarını şöyle açıklar; “Tek tek bütün rakiplerimiz hakkında bulabileceğimiz her şeyi bulmaya çalışırdık. Alışkanlıkları, karakter yapıları, zayıflıkları ve hatta özel hayatlarının ayrıntıları. Böylece sahada onları tahrik eder ve bize karşılık vererek oyundan atılmalarını sağlamaya çalışırdık.”
 
Rakip takımları futbolcuları Bilardo’dan oldukça şikayetçidirler “Ufak tefek incecik bir adamdı, ama çok becerikliydi. En kötü tarafı ise insanlara tükürmesiydi. Tekmelese daha iyi olurdu.”

Antrenörlüğe başladıktan sonra Arjantin Milli Takımı’nın başına geçen Bilardo, daha sert ve maço bir takım oluşturur. 1986 Dünya Kupasını kazanır, 1990’da final oynar ama sıradan futbolseverin gözünde takımın sokak çetelerinden farkı yoktur.

O takımı belki de en iyi tanımlayan şey Maradona’nın “Tanrı’nın eliyle” attığı goldü. Bu tipik bir Estudiantes numarasıydı ve hiçbir Estudiantes oyuncusu bunun için özür dileme zahmetine katlanmazdı. Bilardo’ya göre futbol futboldu ve önemli olan tek şey kazanmaktır. Ne kadar tanıdık bir felsefe değil mi?

Sevilla’yı çalıştırdığı yıllarda Bilardo takımı eli satırsız kasaplardan oluşturur, hatta bir maçta bütün TV kameralarının önünde sakatlanan rakip futbolcuya ilk müdahaleyi yapan kendi takımının doktorunu azarlar.

Aradaki benzerlikle şaşırtıcı derecede fazla. Bakın sahaya çıkan takımların ortak özelliklerine;

Alabildiğince gerilmiş, aşırı motivasyondan dolayı patlamaya hazır bir takım,

Her çalınan düdükte 3-4 kişi hakemin üzerine saldıracak kadar gözü dönmüş futbolcular,

Maçın bitimiyle birlikte hakem hakkında yapılan bir birinden seviyesiz eleştiri ve yorumlar,

Hatayı ve yanlışları asla ve asla kendisinde aramayan bir zihniyet,

Oynanan maçlarla ilgili tek bir analiz yapmadan sürekli ortamı geren, başarısızlıkları başka faktörlere yükleyen bir yaklaşım,

Patlamaya hazır birer bomba haline gelmiş takımların başında saha kenarında aralıksız küfür eden, galibiyet için her yolu denemekten çekinmeyen isimler,

Çalıştırdığı takımda kart gören oyuncusunun üzerine yürüyen, dövmemek için kendisini zor tutan bir isimler,

Futbolculuğu döneminde hakeme kafa atarak saldıran bir isim,

Rakip futbolcuyu ısırarak kırmızı kart gören futbolcuların olduğu takımı çalıştıran bir isim,

Hakeme tüküren, ayağına basan, daha sonra da mahkemelik olan futbolcuların olduğu takımdaki bir isim,

Sadece puan almak için rakibin en etkili oyuncusunu sakatlamayı taktik olarak benimsemiş bir zihniyet.

Futbolun yeni Bilardoları, Terim ve Korkmaz. En azından Bilardo’nun kalıcı başarıları vardı Dünya çapında. Bu adamları düşündükçe gel de Zico’yu sevme şimdi.

Bir de kalkmış terbiye vermekten söz etmez mi? Demek ki futbolculuğu döneminde Kadıköy’de verilen terbiye bile az gelmiş. Fenerbahçe taraftarı burada hatayı kendinde aramalı biraz da.

Sadece Gençlerbirliği değil elbette, Fenerbahçe ile oynayan takımın taktiği belli, maçın başında Alex’e, Deivid’e, Kezman’a, Semih’e, kısaca önüne gelen vur, hakemler nasılsa seyirci kalır. Bu şekilde en etkili isimleri korkut, mümkün olduğunca oynatma. Maksat zaten futbol oynamak falan değil oynatmamak. Alex her maç sahada dayak yiyor. Bugün dünyanın en sert ligi Seri A’da Alex’e yapılan hareketler yüzünden en azından bir sezonda 5 futbolcu kırmızı kartla oyun dışı kalacakken Türkiye’de sürekli kart gören isim Alex. Fenerbahçe bu futbolcuları, rakipleri ligde 1 puan almak için teklemeyerek sakatlasın, arkadan baldırına bassın diye getirmiyor elbet. Hakemlerin görevi böyle oyuncuları saha içinde korumak. Dünyanın her yerinde futbol oynamaya çalışan takım korunur, hakemler sertlik yapanları cezalandırırlar, Türkiye’de ise tam tersi, kasıtlı sertliğe itiraz edenler cezalandırılıyor. Ama mesela aynı hareketleri Lugano ve Edu yapınca anında sarı kartı yapıştırıyorlar, genelde de daha maçın başında.

Verilmeyen penaltıları artık sayamaz hale geldik. Aynı şekilde rakibe çıkartılmayan sarı ve kırmızı kartları da hesaplamayı unuttuk. Bu sezon anti futbolun bütün sertliklerine maruz kalan Fenerbahçe’nin hiç bir rakibinin kırmızı kart görmemesi tesadüf olabilir mi ? Geçen sene sadece bir maçta rakibin kırmızı kart görmesi tesadüf olabilir mi? Yanlış anlaşılmasın, o maç da Beşiktaş karşılaşmasında İbrahim Toraman oyundan atılmış da sadece son 10 dakikayı 10 kişi tamamlamışlar.

İşin özeti Fenerbahçe lehine yaklaşık son 2 yılda verilen 3 penaltı var ve yaklaşık son 2 yılda Fenerbahçe ile oynayan rakipler sadece 10 dakikayı 10 kişi oynamışlar. Peki Türkiye liginde Fenerbahçe kadar sertlikle durdurulmaya çalışılan bir takım var mı? Yok elbette. Sadece bu maçta verilmeyen 2 net penaltı ve rakibe çıkartılmayan 2 kırmızı kart olduğunu düşünürsek nasıl şartlarda nasıl bir mücadele verdiğimiz sanırım daha iyi anlaşılacaktır. Sadece forvet Kezman’ın gördüğü kırmızı kart sayısı son 3 yıldaki rakiplerin gördüğü kırmızı kart sayısından fazla. Rakiplerde artık öyle rahatlar ki ceza sahası içinde çift dalmaktan, topu smaçla kesmekten, kontrolsüz bir harekette bulunmaktan hiç mi hiç çekinmiyorlar. Fenerbaheç’ye penaltı verilmeyeceğini gayet iyi idrak etmişler.

Bütün bunlara rağmen Fenerbahçe, şu anda 7 puan önünde olması gereken ligde Galatasaray’ın hala 1 puan gerisinde ama bütün işaretler, göstergeler ligin sonunun çoktan belli olduğu yönünde. Galatasaray’ı çoktan şampiyon ilan etmişler, bizi de yıldırmaya, kabullendirmeye çalışıyorlar ama bizdeki nasıl bir azimse hala inatla direniyor ve bu ligi midemiz bulanarak izlemeye devam ediyoruz. En önemlisi de Zico Türkiye macerasında ilk kez 4 maçlık bir galibiyet serisi yakalamış oldu. Şimdi sırada iki yabancı stoperimizden yoksun çıkacağımı Trabzonspor maçı var. O maçı da alırsak Zico rekorunu bir adım daha ileri götürmüş olacak.

Bereket Şampiyonlar Ligi var, bereket o ligde Türk hakemleri görev yapmıyor. Her açıdan gözümüzün pası siliniyor. Fenerbahçe şu anda kadar bir Türk takımının düştüğü en zor grupran rahat bir şekilde ikinci olarak çıkmayı başardı, hem de bir Türk takımının aldığı rekor puanı toplayarak. Şu anda futbol dünyasında adı sanı bile bilinmeyen, Neuchatel, Rapid Wien gibi uyduruk İsviçre, Avusturya takımlarını elemeye benzemez bu gruptan çıkabilmek. İş oradaki PSV beraberliğinde bitmişti gerçi ama İnter’e karşı alınan yenilgi sonrası kafalarda az da olsa soru işareti oluşmuştu. Fenerbahçe hiçbir soru işaretine yer vermeden CSKA’yı silip süpürdü. Üstelik de bu sorlu kader maçı öncesi oynadığı Galatasaray maçı için erteleme talebinde bulunmadan.

CSKA’nın eksik olarak çıkması kağıt üzerinde avantajdı ama sahaya öyle koşan bir takım çıktı ki ilk yarım saat baya zorlandık. Kalemize yakın alanda çok adamla baskı yaptılar. Zaten her ne kadar eksik olasalar da sadece kalecileri Akinfeev kadar pahalı bir futbolcunun da Fenerbahçe’de bulunmadığını unutmamak gerek.

İşin sevindirici tarafı sonunda herkesin Alex gerçeğini kabullenmesi oldu. Oysa geldiği günden bu yana ne değişiklik var Alex’de? Demek ki kendini kabul ettirtmek için illa 30 metreden bir Avrupa maçında bir gol atması gerekiyormuş. Yoksa Alex aynı Alex, sadece biz “koşmuyor” masalına inanmayı bırakıp Alex’i kendi özellikleriyle izlemeye başladık o kadar. Baktı ki işler sarpa sarıyor, hemen devreye girdi, bir gol attı, hemen arkasından da bir tane attırdı. Sonra ikinci yarı kendini dinlenmeye aldı, hiç ortalrda görünmedi ama herkes biliyordu ki fenerbahçe’ye bir gol daha gerekse hemen gene sahneye çıkacaktı. Zaten Alex bu. Bazı maçlarda adını duyamazsınız, çünkü zaten adı duyulduğu zaman skor tabelası çoktan değişmiş olur.

Sadece Fenerbahçe için Türk futbolu için de çok önemli bir maçtı. Fakat Galatasaray – Sion maçında yumruk şovları yapan Federasyon Başkanı bu maça teşrif edememişti. Bir Federasyon Başkanı ki şampiyonluğa oynayan iki ekipten birisinin maçında sevincinden ne yapacağını şaşırıyor, diğerinin ise maçlarına bile gidemiyor ve bu ikinci takımın rakiplerine kırmızı kart çıkmaz, lehine son 2 yılda sadece 3 penaltı verilirken rakibi neredeyse 2 maçta 1 penaltı kullanıyor.

Fenerbahçe artık ilk 16’da ve bu saatten sonra her takım her takımı eleyebilir, hiçbir sonuç sürpriz sayılmaz. Son yıllarda yarı final ve üstünü oynayan takımlara bakarsak bu durumu daha iyi anlarız zaten. Fenerbahçe’de topladığı puanlarla şu anda Avrupa’da 9 uncu sırada ve her takımla başa baş oynayacak güce sahip. Yeter ki tek amaçlarını gruptan çıkma olarak belirlemiş olmasınlar. Yoksa yapılacak iki maç formalite olmaktan öteye gitmez. Ama aksi takdirde ilk 8’e girmemek için hiçbir sebep yok. Bundan sonrası çok büyük ölçüde artık futbol şansına kalmış durumda. Bir kaç santimle auta giden bir şut ya da milimetrik bir ofsayt skoru belirleyebilecek.

Bunlardan daha da önemlisi her sene taş üstüne taş konularak gerçekleştiriken bu neticenin planlı ve programlı olması. Fenerbahçe’nin hedefi bir sene Avrupa’da kupa kaldıran, ertesi sene UEFA’nın en kötü takımına sahasında yenilen bir takım olmak değil, düzenli, sürekli olarak Avrupa Kupalarında mücadele ederek ortalaması çeyrek final olan bir takım olmak. Bu yılların birinde de mutlaka bir Avrupa Kupası kulübün müzesini süsleyecektir. Ama tesadüfen değil, bilinçli ve programlı bir yapılanmanın sonucundaç İleride Fenerbahçe’nin gruptan çıkması artık Barcelona’nın, Chelsea’nin guptan çıkması gibi normal karşılanırken çıkamaması büyük sirpriz olacak. Bu sene toplanan 15 puan var, 5 yıllık dilimde aynı istikrarın sürmesi halinde bu 75 puan eder. Bu da ikinci torba demektir ki o zaman herşey daha kolay olacak Fenerbahçe için.

Galatasaray’da ipler artık tamamen kopmuş. Futbolcular saha içinde birbirleriyle kavga ediyorlar, antrenörü kimsenin taktığı falan yok. Hem disiplin hem de takım ortamı ortadan kalkmış. Feldkamp gibi sevdiğim bir isim keşke bu durumlara düşmeseydi. Galatasaray’I bıraktığı haliyle zihnimde kalsaydı hep. Çok yazık ediyor kendine.

Hafta içi Avrupa ile uzaktan yakından alakası olmayan Avrupa’nın averaj takımı  Galatasaray, Austria Wien ile oynayacak. Umarım Panionios maçındaki gibi bir hakem atanmışdır da maça bir üst tura çıkacak sonucu alırlar. Beddua etmiş gibi olmayayım ama Galatasaray ile Avrupa Kupalarında tek dileğim, biraz gayret edip geleneksel şanslarının da yardımıyla şu turu geçmeleri ve PSV ile eşleşmeleri. Yoksa bazı gerçeklerin başka türlü anlaşılmayacağı çok belli oldu.

Ziya Aktürer

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Son Yazılarım

Kaplumbağalar da Uçar - Turtles Can Fly (2004) DVDRip
Evlilik Belgeseli
Rıdvan Dilmen Belgeseli
Suren Asaduryan -Seneler (The Years) (2009)
Kalbimdeki Sesler - Music Within (2007) DVDRip.XviD Türkçe Dublaj
Zirve Mücadelesi - The Contender (2000) DvdRip Türkçe Dublaj
Anlaşma - The Deal (2005) Türkçe Dublaj DvdRip
İçkili Davete Katılmak
Tevafuk ve Tesadüf Nedir?
Çocuklara İsim Verirken Yapılan Hata
İnat ve Münakaşa (Tartışmanın Zararları)

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

  • Bilgisayar-İnternet
  • E-Kitap
  • Fenerbahçem
  • MP3 Film Belgesel
  • Rabbimiz ve İslam
  • Türk Dili
  • İngilizce
  • Arkadaşlarım


    online